OKAPİ EVİNDE

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Okapi sık ormanlarda yaşar, fakat görüş duygusu, çevresinin yoğun bitki örtüsünün içinden süzülebilen donuk ışıkta, iyi görmesine elverişli değildir. Allahtan, koku alma ve işitme duyguları imdadına yetişir.
Okapi rahatsız edilince, başını vücuduyla aynı hizaya getirerek dörtnala koşmaya başlar. Tutturduğu hızı uzun bir süre devam ettirebilir. Yaprak yiyen okapi orman ağaçlarını sömürür. Yalnız bir hayvansa da bazen iki okapi bir arada görülebilir. Tek olarak doğan yavru yetişkinle aynı yapıdadır ve aynı garip renk kompozisyonu onda da vardır.
Okapi’nin vücuduyla boynu zengin bir koyu kahverengidir, buna karşılık başı sarımsı beyazdır. Kaba etlerinde siyah ve beyaz çizgiler dikkati çeker. Bacaklarının dizden aÅŸağısı beyazdır ve üzerinde ince bir siyah ÅŸerit bulunur. Uzun sayılabilecek kuyruÄŸu bir kıl kümesiyle son bulur.

Zürafayla arasındaki benzerlik:

Okapi’nin dili zürafanınki gibi uzayabilir cinstendir, dudaklarının da yine zürafanırakiler gibi cisimleri kavrayabilme kabiliyeti vardır. Böylece, hayvanın diliyle dudaklarının yaprak toplamasına elveriÅŸli olduÄŸu görülüyor. İki hayvanın diÅŸlerinde de benzerlik vardır. Ayakları çift parmaklı toynaklı memelilerinkiyle aynı tiptir.

OKAPI’NIN KEÅžFİ

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Gördüğümüz gibi, bu katırımsı hayvan uzun yıllar yalnız Afrika pigmeleri tarafından tanınmıştı. Varlığının ilgi uyandıracak ilk söylentileri ünlü gazeteci ve gezgin Henry M. Stanley’in kulağına gelmiÅŸti. Stanley, öğrendiklerini o sırada Uganda valisi olan Sir Harry Johnson’a duyurmuÅŸtu. Sir Harry 1899′da esrarengiz hayvanın derisinden bazı parçaları yerlilerden elde ederek Londra’ya gönderdi. Bunları gören ilgililer, o vakte kadar bilinmeyen bir zebra türüne ait olabileceÄŸini ileri sürdüler.
Sir Harry iki yıl kadar sonra, 20 nci yüzyıla kadar bilimin gözünden kaçmış tek büyük hayvan olan bu efsanevî yaratığın tekmil deri-siyle iki kafasını temin etti. Bu keÅŸif bütün dünya zooloji bilginlerinin arasında müthiÅŸ heyecan uyandırdı. Hayvana Vali Harry Johnson’ un ÅŸerefine «Okapia jonstoni» adı verildi. Amerika göklerini gören ilk okapi ancak 1937 aÄŸustosunda New York Hayvanat Bahçesine yerleÅŸti.

ZÜRAFALAR VE OKAPİ’LER

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Bundan on beÅŸ milyon yıl kadar önce yaÅŸayan ilk zürafalar, gerek günümüzdeki zürafanın gerekse okapi’nin atasıydılar. Bugün bu hayvanların her ikisi de «Giraffidae» ailesinde yer alırlar. Halbuki okapi’nin boynu zürafanınki kadar uzun olmaktan uzaktır.
Nispeten kısa boyunlu okapi, zürafa ailesinin «normal» üyesidir. Milyonlarca yıl öncesinin ilkel zürafaları gerek irilik, gerekse genel yapı bakımlarından bugünün okapi’sine benzerlerdi. Ailenin garip üyesi, göğe doÄŸru uzanıyor görünen zürafadır. Nesiller boyunca zürafanm boynu uzadıkça uzamış, hayvan böylece atalarına gitgide daha az benzer olmuÅŸtur. Halbuki okapi geliÅŸirken daha muhafazakâr davranmayı bilmiÅŸtir.

OKAPİ

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

ESRARENGİZ BİR YARATIK
1 900 yılından önce basılmış zooloji kitaplarında «okapi» den bahis yoktur. Hayvan bu tarihten önce beyazlar tarafından tanınmıyordu.
Kango’nun sık ormanlarında pigme adlı cüce kabileler, yıllar önce memleketlerinde yaÅŸayan esrarengiz bir hayvandan bahsediyorlardı. Bunu, zürafa yapılı, zebra gibi çizgili ve eÅŸek gibi iri kulaklı olarak tarif ediyorlardı. Birbirine geçen sarmaşıklarla otların güneÅŸin ışınlarının yolunu kestiÄŸi bu sık ormanları gezen avcılarla gezginler, bu «masal» yaratıklarını uzaktan olsun görmeyi baÅŸaramamışlardır.
Sonunda küçük kahverengi adamlar hayvanın postunu getirdiler. Böylece, bahsedilen hayvanın hayal mahsulü olmadığı meydana çıkmjş oluyordu. Beyazlar artık iyice meraka düşmüşlerdi. Bu hayvan ne olabilirdi, îlk tahmin bir nevi at olduğu menkezindeydi. Baha sonra bir antilop olduğu ileri sürüldü.
Fakat bu tahminlerin hepsi yanlıştı. Sonunda, bu hayvanın zürafayla dünya yüzündeki memelilerin herhangi biriyle olduğundan daha yakın akraba olduğu kesin surette anlaşıldı.

YAVRU ZÜRAFALAR

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Görünüşe bakılırsa, zürafaların belli bir çiftleşme mevsimi yoktur. Çiftleşmeden on dört veya on beş ay sonra dünyaya gelen yavru zürafa 150 santim boyundadır. Bu sevimsiz yaratık sadece boyun ile ba caklardan meydana gelmiş gözük mektedir.
Yavru zürafa önceleri bacaklarının üzerinde sallanırsa da, doğumunun üzerinden yirmi dakika geçtikten sonra kendiliğinden ayağa kalkıp gezinmeye başlayabilir. İlk yemeğini yemeye de artık hazırdır. Yavru hayatının ilk dokuz ayında anne sütüyle yaşar. Fakat bundan sonra,, akasya ağa,cmın dallarına uzanıp karnını doyurabilecek kadar boy atmış olur.
Yavru zürafa da bütün yavrular gibi oynamayı ve zıplamayı sever. Küçük yavruların bulunduğu sürülerde, bunlar iki, üç gardiyanın kontrolündedir. Yavruların sürüden fazla uzaklaşıp aslanlara yem olmamalarına göz kulak olmak, yetişkin zürafaların vazifesidir. Fazlaca cesur bir yavru oyun arasında sürüyle arasını açacak olursa, gardiyanlardan biri dörtnala koşarak onu yine emniyete sürer.

SESLİ Mİ, SESSİZ Mİ?

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Zürafanın ses kirişleri olmadığına, bundan ötürü de dilsiz olduğuna dair bir inanış vardır. Ses çıkardıkları zaman kimse yanlarında bulunmadığı için, aynı şey başka hayvanlar hakkında da düşünülmüştür. Halbuki zürafa dilsiz değildir, hatta bazı sesler çıkardığına dair elimizde delil bile vardır. Örneğin, yavrusu yanından fazlaca uzaklaştığı zaman, dişi zürafa hafif bir çağırı duyurur. Bir keresinde de atla arkasından yetişilen bir yavru zürafa boru gibi ötmüştü.
New York Hayvanat Bahçesi veterinerlerinden Dr. Goss iri bir erkek zürafanın otopsisini yaparken iyice gelişmemiş ses kirişlerine rastlamıştı. Halbuki bahis konusu zürafa ölmeden önce inilti ve böğürtü gibi sesler çıkarmıştı. Buna dayanarak, zürafanın ses kirişlerinin tesirsiz olduğunu, fakat hayvanın, onların yardımı olmaksızın ses çıkarabildiğini söyleyebiliriz.

ZARARSIZ ZÜRAFA

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Zürafanın kusursuz bir karakteri olduÄŸunu söyleyebiliriz. Hayatını koruması gerekmedikçe, kimsenin canını yakmaz. Çiftçilere zararlı faaliyetleri de yoktur. Fakat arada insanların canını sıktığı olur. Meselâ birkaç yıl önce Uganda’da tam 960 kilometrelik telgraf teli iÅŸe yaramaz hale gelmiÅŸti. Dört, beÅŸ zürafa tellere çarparak neredeyse baÅŸlarının kopması tehlikesiyle karşılaÅŸmışlardı. İlgililer bunun üzerine telgraf tellerini 90 santim yükselterek bu gibi kazaların önünü aldılar.
Zürafa kurak ve açık çalılık araziyi sever. Sık ormanlarla bataklıklar bu gökdelen yaratığın aynı derecede canını sıkarlar. Yerdeki otlan ancak güçlükle otlayabildiğinden, yaşayabilmek için ağaçlara aykın yerde yaşaması şarttır. Bu hayvanın en sevdiği yiyecek, Afrika ovalarının en yaygın ağacı akasyanın yapraklarıyla sürgünleridir. Zürafarun vücudundaki işaretler akasya ağaçlarından meydana gelmiş bir fonun önünde, gölge ve ışık lekelerini andırarak mükemmel bir kamuflaj görevi görürler.
Zürafa uzun süreler, birkaç hafta, hatta bir ay su içmeden yaşayabilir. Suya kilometrelerce ijpakuktaki kurak bölgelerde rahatça yaşayabilmesinin sırrı, yapraklardan nem çekebilme kabiliyetidir. Fakat suyun bol olduğu yerlerde zürafa da muntazaman su içer. Bir zürafia haftada yaklaşık olarak 8 litre su içer.
Uyumak kadar basit bir olay bile zürafa gibi fazla boylu bir yaratık için önemli bir mesele halini alır. Bazı yetişkin zürafalar tıpkı bazı filler gibi ender olarak yere yatarlar,
ayakta uyumayı tercih ederler. Fakat bu, genel kaide değildir. Bazı bölgelerde zürafaların da uyumak için başka hayvanlar gibi yere yattıkları görülmektedir.

DOSTLAR VE DÜŞMANLAR

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Zürafa arkadaş canlısı bir hayvansa da, meydana getirdiği sürüler fazla kalabalık değildir. On, on beş zürafadan fazlasına pek ender olarak bir arada rastlanılır. Bu sürüler de dişiler, yavruları ve genellikle bir tek yetişkin erkekten vücuda gelir. Haremi olmayan erkek zürafalar ya yalnız yaşar, ya da ikili, üçlü gruplar halinde dolaşırlar.
Gerektiği takdirde tehlikeli bir düşman olabilen zürafa, başıyla yıkıcı bir darbe indirebilir. Ön ve arka ayaklarının tekmesi de korkunçtur.

Erkek zürafaların arasındaki dövüşler:

İki erkek zürafa, dövüştükleri zaman, birbirlerinin göğsüne ve boynuna nişan alırlar. Bazen zürafanın biri indirdiği darbeyi isabet ettire-meyerek küt diye yere oturur. Bu dövüşlerin ölümle sonuçlandığı enderdir. Bununla beraber 50 kiloluk kafayla indirilen isabetli bir darbe, öbür zürafanın boynunu kırabilir. Arada, boyun kemikleri yerinden çıkmış zürafalara ve boynu kırılmış ölü erkek zürafalara rastlanır. Bu kazalar belli ki dövüş sonucudur.
Zürafanın boynuzları tehlikeli silâhlardan sayılmazlar. Tepeleri yuvarlanmış ve yastıklanmış olduğundan bir cismi delebilme kabiliyetleri yoktur. Normal düşmanlarıyla dövüşürken, zürafa başıyla darbeler indirdikten başka, ön ayaklarını yerinde kullanmayı bilir. Zürafanın tekmesinin, bir tonu aşkın kemik ve kas tarafından desteklendiği unutulmamalıdır.

Zürafanın en tehlikeli düşmanı:

Zürafanın kendi hemcinslerinden ve insanoÄŸlundan baÅŸka Afrika’da bir tek tabiî düşmanı vardır: Arslan. Fakat bu tehlikeli etçilin zürafaya saldırması bazı ÅŸartlara baÄŸlıdır. Bir kere aç olması lâzımdır. İkincisi, bir tek arslan yetiÅŸkin bir zürafaya saldırmaya cesaret edemez. Fakat iki veya daha fazla sayıda arslanın yetiÅŸkin erkek zürafaları öldürdükleri görülmüştür. Son olarak da, arslanlar zürafaya ancak tetikte olmadıkdıkları zaman, yani su içmek üzere başını aÅŸağıya sarkıttığı zaman saldıracaklardır. AÄŸzının su seviyesine inebilmesi için, zürafa bu sıralarda ön bacaklarını ardına kadar açar.
Zürafanın oldukça uzun bir hayat süresi vardır. Esaret hayatında yirmi sekiz yıl yaşadığı görülmüştür.

İRİ VE GÜZEL BİR HAYVAN

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Zürafanın en uzun boylu hayvan olduktan başka, irilik itibariyle üçüncülüğü gergedanla paylaşır. İri erkek zürafa. iki ton ağırlığında olur.
Dişi zürafa eşinden 60-90 santim daha kısa olduğu gibi, ağırlığı da ancak 600-700 kilodur.
Zürafa’nın, boynunun uzunluÄŸu kadar ilginç bir özeîliÄŸi, bu uzun boynundaki kemik sayısının bir attakinden veya inektekinden fazla olmayışıdır. Boynunun uzunluÄŸu sırf buradaki kemiklerin uzamış olmasından ileri gelir, yoksa omur sayısındaki bir fazlalıktan deÄŸil. Zürafa’nın omuzları şüphesiz kaba etlerinden çok daha yüksektedir.
Zürafaların erkeğinin de, dişisinin de boynuzları vardır. Ama bunlar, deri ve tüyle kaplı ve uçlarında siyah bir kıl kümesi bulunan gayet kısa boynuzlardır. Kuzey türünden bazı zürafalarda, gözlerin arasında ve alındaki çiftin önünde.üçüncü bir boynuzları vardır. Bu yetmezmiş gibi, yaşlı erkek zürafaların çok kere ilk boynuz çiftinin arkasında, alçak çıkıntılar şeklinde ilkel bir ikinci boynuz çifti bulunur.
Zürafanın, uzun siyah kirpiklerle çevrelenmiş iri koyu kahverengi gözlerinin dokunaklı bir ifadesi vardır. Afrika av hayvanlarının arasında görüşü en keskin olanı zürafadır. Boyu da şüphesiz daha geniş sahaları göz altında tutabilmesini sağlar.
Zürafanın dudakları uzun ve kıllıdır, ayrıca cisimleri tutabilme kabiliyeti vardır. Ağzm epey uzağına uzayabilen uzun dil yetişkin zürafalarda 45 - 50 santim uzunluğunda olabilir. Hayvanın ensesinde kısa tüylerden meydana gelmiş bir yele vardır, uzun sayılabilecek kuyruğunun ucunda da bir kıl kümesi göze çarpar.

ZÜRAFA TÜRLERİ

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Zürafaların gayet belirli iki türü vardır. Büyük Sahra’mn güneyindeki Afrika bölgelerinin çoÄŸunda bulunan yaygın türe lekeli zürafa (Giraffa camelopardalis) denilir. Adi zürafanın bulunduÄŸu bölgeye göre az çok deÄŸiÅŸen on bir alttürü vardır. «AÄŸlı zürafa» (Giraffa reticulata) daha güzel sayılan öbür türdür. DoÄŸu Afrika’da yaÅŸayan bu zürafanın, ince beyaz çizgilerden örülmüş bir aÄŸla birbirinden ayrılmış karaciÄŸer renkli ve dört kenarlı benekleri vardır.